AĞAÇLAR KONUŞUYOR

Altın Değerinde Tarçın Ağacı

En eski kutsal metinlerde de anılan tarçın ağacı, hoş aromalı kabuğuyla yüzyıllar boyunca kaşiflerin izini sürdüğü bir bitki oldu. Latince cins adı; Cinnamomum. Bugün Hindistan, Bangladeş, Brezilya ve Jamaika da dahil, dünyanın birçok tropikal bölgesinde yetiştirilmesine rağmen, "gerçek" tarçın ağacının kökeni aslında Sri Lanka.

"Gerçek" tarçın (C. verum) çoğunlukla Çin tarçını (C. cassia) ile karıştırılıyor. Eski metinlerde de hangi türden bahsedildiğini anlamak zor ama iki tür arasında belirgin farklar var. Çin tarçını, Çin ve Güneydoğu Asya kökenli ve Sri lanka tarçınından daha keskin bir tadı var. Bolluğu nedeniyle elbette daha ucuz. Sri Lanka tarçını diğerinden çok daha kolay kırılıyor ve katmalı bir yapıya sahip. 

Yaprak dökmeyen bu ağaç Defnegiller familyasından. Hasadı yapılmazsa, yani doğal haliyle büyümeye bırakılrsa, tarçın ağacı 7-10 metreye kadar boylanabiliyor. Ancak hasadı kolay olsun diye yaklaşık 3 metre boyunda kalmasını sağlamak için genelde ekim ayında budanıyor. Körpeyken kırmızı olan derin damarlı, parlak yapraklara sahip. Yapraklar ezildiğinde de o kendine özgü hoş koku ortaya çıkıyor ama tarçın baharatı aslında genç, yeşil-turuncu renkte dalların iç kabuğundan yapılıyor. Dış kabuk kazındıktan sonra, ince iç kabuk soyulup temizleniyor ve ortaya çıkan şeritler kurumaya bırakılıyor.  

Tarçının bilimsel adındaki cins adı olan "Cinnamomum", Grekçe de "tatlı odun" anlamına gelen "kinnamomon" sözcüğünden geliyor. Azerice darçın, Türkmence dalçın sözcüğünde olduğu gibi diğer Türk dillerinde de kullanılan "tarçın", "Çin ağacı" anlamına gelen Farsça dārçïn sözcüğünden türetilmiş. Farsçadan Arapçaya dārşïnï, Tibetçeye de dal çini olarak geçmiş.  

Çin tarçınından yapılan baharatın tarihi çok daha eskiye uzanıyor. MÖ 3000'lerden beri Çinlilerin gündelik yaşamında var. Antik Çağ’da, İpek Yolu boyunca ticareti yapılırmış. 16.'dan 18.yy'a kadar Avrupa'nın en değerli ve pahalı baharatlarından biri olmuş. Dioscorides ve Yaşlı Plinius'un metinlerinde de geçiyor ama gerçekte hangi türden söz edildiğine dair tartışmalar var. 

Antik Yunan ve Romalıların gözdesi olmuş. MS tahminen 46-120 yıllarında yaşamış, Antik Yunan tarihçi, biyografi ve deneme yazarı Mestrius Plutarchus, Antik Mısır'ın son kraliçesi Kleopatra'nın mezarına altın, gümüş, zümrüt ve incilerin yanı sıra kraliyet hazinelerinin en değerlisi olarak tarçın kabuklarının da konduğunu yazmış. Antik Çağ’da tarçın pahalı bir maddeydi ama yemek için bir tatlandırıcı olarak değil, tütsü ve afrodizyak olarak ve bugün hala olduğu gibi her türlü rahatsızlığa ilaç olarak kullanılıyordu. Antik Mısırlıların ölüleri mumyalamak için kullandığı malzemelerden biridir tarçın ayrıca. 

Baharat ticareti ilk zamanlarda Arapların tekelinde olmuş. Roma ve Yunan kayıtlarına göre, tarçını zorlu bir kara yolundan Avrupa'ya taşıyan Arap tüccarlar, rekabeti atlatmak için tarçın ağacının erişilemeyen arazilerde yetiştiğini, yuvalarını tarçın kabuğundan yapan kartallar tarafından toplandığı, tarçının kaynağının zehirli yılanların koruduğu gibi masalları yaymışlar.

Orta Çağ’da "gerçek" tarçın, Cinnamomum verum, yüksek kazançlı baharat ticaretinin bir parçası olarak İstanbul ve Venedik tüccarları aracılığıyla Avrupa'ya ithal ediliyormuş. Avrupalılar keşifler çağında bu ve diğer pahalı baharatların kökenini keşfetmek ve böylece ticaret tekelini kırmak için birbiriyle rekabete girerler daha sonra. On beşinci yüzyılın sonlarında, deniz yollarını keşfeden Portekizli maceracılar, tarçının kaynağının Sri Lanka'da olduğunu keşfederler; daha sonra da  Hollandalı Doğu Hindistan şirketi tarçın ticaretinde kendi tekelini yaratır. 

Tarçının, gücünü pekiştirmek isteyen imparatorluklar için de büyük bir önemi var. Egzotik zenginlikleri kontrol etmek isteyenler için özellikle "gerçek" tarçın hep cazip bir baharat olmuş.  On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda o zamanlar altın değerinde olan baharatların ana kaynağına ulaşma arzusu, Avrupalı kaşiflere okyanusları aşma konusunda cesaret veren, motive eden önemli bir itici güç olmuştu. Bu cezbedici, değerli baharatların arasında tarçın da vardı... 

Gerçek tarçının, Sri Lanka'dan (yani Seylan'dan) geldiği anlaşılınca, Avrupalılar bu adada bir yer edinmeye ve tarçın ticaretine erişmeye çalışır. 16. yüzyıldan itibaren yerel yöneticiler, rakiplerine karşı siyasi ve askeri yardım karşılığında bu ticaretten pay almak isteyen Portekizlilerle ve daha sonra Hollandalılarla pazarlık ederler. İlk kez 1505 yılında Sri Lanka'ya gelen Portekizliler, bir tekel yaratmak amacıyla kimi girişimlerde bulunur ama sonuca ulaşamazlar. Tarçın ticaretinde tekelleşme yolunda Hollandalılar çok daha başarılı olmuş. 1638'de Kandy kralı ile bir anlaşma imzalayıp, bu anlaşmanın Portekizlilerin hakim olduğu tarçın ticaretinden onlara önemli bir pay vermesini ummuşlar. Portekiz'in Kolombo (1656) ve Jaffnapatnam (1658) yenilgilerinden sonra, adada Kandy Krallığı hüküm sürerken Hollandalılar adanın birçok kıyı bölgesini kontrol ediyordu.  

İspanyolların Yeni Dünya'da tarçın arayışı, keşfin ilk günlerine dek uzanıyordu: Kolomb'un yolculuklarında tarçın bulma çabasına ek olarak, Gonzalo Pizarro ve Francisco de Orellana da 1541-1542 yılları arasında Amazon nehri boyunca yaptıkları ünlü seferlerinde, - aynı zamanda altın diyarı El Dorado ile ilişkilendirdikleri efsanevi “Tarçın Ülkesi / País de la Canela'yı bulmayı amaçlıyordu. Yolculukları daha sonra, 1740'larda Fransız botanikçi Joseph de Jussieu'ya Güney Amerika'da tarçınlı toprakları arama konusunda ilham verecekti.  

Son ve en cüretkar strateji, gerçek tarçını İspanyol topraklarına nakletmekti. Bu, 1771 ve 1801 yılları arasında Madrid Kraliyet Botanik Bahçesi Müdürü Casimiro Gómez Ortega ve 1783'te New Granada'ya Kraliyet Botanik Seferi'ni başlatan İspanyol botanikçi José Celestino Mutis gibi insanlar için önemli bir hedef olmuş. Gómez Ortega, 1779 yılında dünyanın dört bir yanındaki doğa bilimcilerini -özellikle tarçın ağacını odak noktasına koyan-, İspanyol imparatorluğunun yararına bitki bilgisine katkıda bulunmaya davet eden bir talimat yayınlamış. Benzer şekilde Mutis, 1760'larda İspanya kralından Güney Amerika'daki botanik keşif planlarını desteklemesini istemiş; tarçından açıkça bahsederek, yeni bitki bilgisinin imparatorluğa büyük fayda sağlayacağını savunmuş. 

Bugün hamur işlerinden körilere, sütlü tatlılardan bitki çaylarına hem tatlı hem de tuzlu birçok yemek ve içecekte bu tropik ağacın kabuğunun lezzetinin tadını çıkarıyoruz. Tarçının özel tadı, kabuğundaki çok sayıda kimyasal bileşik içeren uçucu bir yağdan geliyor. Bunların en aromatik olanı, bakterilere karşı da koruyucu olan sinnamaldehit; bu özelliği nedeniyle soğutma tekniklerinin henüz olmadığı zamanlarda bir gıda koruyucusu olarak da kullanılmış olabileceği ileri sürülüyor. Cinnnamomum, geleneksel Çin tıbbında mide bulantısı, sindirim sorunları, soğuk algınlığı ve ateş, ishal gibi çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaya devam ediyor.

WYZS7E2NJBCKJJMLD77CQGQRMU

Tarçının, gücünü pekiştirmek isteyen imparatorluklar için de büyük bir önemi var. Egzotik zenginlikleri kontrol etmek isteyenler için özellikle "gerçek" tarçın hep cazip bir baharat olmuş. On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda o zamanlar altın değerinde olan baharatların ana kaynağına ulaşma arzusu, Avrupalı kaşiflere okyanusları aşma konusunda cesaret veren, motive eden önemli bir itici güç olmuştu

GettyImages-530766456-ac03e9212efb417593d210e4b07c738f

Yorum Yaz

{{user.tamisim}} {{user.tamisim}}